Son dakika haberi bulunmamaktadyr.   İletişim  
Tiyatro Net
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Haldun Dormen: Sahnedeki rolü hayata taşımayı komik buluyorum

Sabah Gazetesindeki bu güzel röportajı sunuyoruz...

Kategori  Kategori : Röportajlar
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 2496
Tarih  Tarih : 13 A?ustos 2008, 21:20

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

"Ünlü tiyatrocu Haldun Dormen canlandırdığı karaktere kendinden bir şeyler katanları destekliyor ancak rolünü sahne dışına taşıyanları esprili bir dille eleştiriyor.

Haldun Dormen bugüne kadar 34'ü müzikal olmak üzere 170 adet oyun yönetti. 12 tane müzikal yazdı ve biri hariç hepsini seyirciyle buluşturdu. Yıllar Dormen Tiyatrosu'nu ayakta tuttu. Televizyonda programlar yaptı. 120 oyunda ise başrol oynadı... Ve daha neler neler... Onu anlatmak çok güç. O Türk Tiyatrosu'nun yaşayan efsanesi... Kütahya Porselen'in çıkardığı NG dergisi sordu, Dormen yanıtladı.

BANA UYGUN BİR ROL
* 'Kibarlık Budalası' isimli bir oyunla tiyatro seyircisinin karşısına çıkıyorsunuz. Bize oyun hakkında bilgi verir misiniz?
'Kibarlık Budalası' Moliere'nin yazdığı en önemli oyunlardan biri. Ben Moliere'i çok seviyorum. Ancak garip bir şekilde Moliere oynamak aklıma gelmedi. Bana bunu teklif ettikleri zaman çok büyük bir keyifle kabul ettim. Gerçekten bana çok uygun bir rol. Bu arada 'Şahane Düğün' ve 'Bir Başka Oyun' olmak üzere iki farklı oyun yönetiyorum. Bunların yanı sıra okulda da iki oyun sahneye koyuyorum. Pratik olduğum için kendimi ona göre uyarlıyorum. Akşamları da okula gidiyorum. Hayatım hep böyle geçtiği için çok zorlanmıyorum. Allah bir enerji vermiş, ben de sonuna kadar kullanıyorum.

KENDİNİZİ KATMALISINIZ
* Tiyatroda onlarca karakter canlandırılıyor. Tiyatro oyuncuları kendi hayatlarına döndükleri zaman canlandırdıkları karakterlerden bir şeyler kalıyor mu kendi benliklerinde?
Bu bana yanlış geliyor. Bence kendi yaşantınızdan duyguları, kendi karakterinizden bir şeyleri oynadığınız karaktere yansıtmanız gerekir. Örneğin sahnede sevinmeniz gerekiyorsa kendi sevinçlerinizden yola çıkarak bunu yaşarsınız. Ne bileyim, belki de bir aşk acısı yaşamanız gerekiyorsa sahnede yine kendi hayatınızdan yola çıkarsınız. Ancak sahnede oynadığınız rolün gerçek hayata geçmesi, canlandırıcı karakterin gerçek hayata yansıması bana biraz komik geliyor. Mesela ben 'Şahane Züğürtler'i oynarken tabii ki kendi yaşantımdan, tecrübelerimden yararlanarak o rolü ortaya çıkardım.

* "Aktör kendi dünyasına dair yaşadıklarıyla bir karaktere hayat verirken yaşanmışlıklardan yararlanabilir" diyorsunuz...
Tabii. Bir de merak diye bir şey vardır. Otobüste, vapurda giderken karşınıza çıkan insanlara hikayeler uyarlayabilirsiniz. Mesela bir adam görürsünüz ve "Bu akşam eve gidecek, eşiyle kavga edecek" diye yorumlarsınız. Bunun bana çok faydası oldu.

GENEL KÜLTÜR YOK
* Tiyatro ülkemizde yeteri kadar ilgi görmüyor mu?
Bence görüyor. Tabii bu konuya ilginin eğitimle sağlanabileceğini de düşünüyorum. Ben genel kültürün olmamasından çok şikayetçiyim. Genç talebelerime bakıyorum, hiçbir şey bilmiyorlar. Tiyatro meraklısı adam, Muhsin Ertuğrul'dan haberdar değil! Bunun önüne geçilmesinin tek yolu eğitim.

* Türk tiyatro dünyasının en ciddi problemi nedir sizce?
En ciddi problemi, her şeyin pahalı olması. Tabii bu arada özel tiyatrolardan bahsediyoruz, devlet tiyatrolarının böyle bir sıkıntısı yok. Salonlar çok yetersiz. Kaliteli ve büyük salon sayısı çok az. Herkes sinema köşelerinde, sokağın içindeki eski bir dükkanda, apartmanın üçüncü katında filan oyun çıkarıyor. 135 tane tiyatro var İstanbul'da, en aşağı 106 tanesi tiyatro dışında yerler. Mekansızlık tiyatro sanatını baltalayan en önemli unsurlardan bir tanesi. Müzikal yapamıyorsunuz mesela. Müzikal yapmayı göze alan bir yapımcının zarar etmeyi de göze alması gerekir.

İZLEYİCİ PERİŞAN OLDU
* Televizyon dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Televizyon dünyasında net bir şekilde ifade edilebilir bir kirlenme var mı?
Var muhakkak. Ben yıllarca TRT'de çalıştım. Yıllarca Halit Kıvanç ile ikimiz en çok program yapan kişilerdik. Sonra Star açıldı, o zaman "Oh artık sadece TRT'ye bağlı değiliz" dedim. Çünkü yeni açılımlar olacak, insanlar yeni kazanç kapıları bulacaklardı. Ama şimdi diyorum ki, keşke TRT kalsaydı. Kötü içerikler, magazin, sabah programları ve daha neler neler... Bu tarz programlar insanları perişan ediyor. Onlar yüzünden tiyatro da baltalanıyor.

 

SkyLife - Temmuz 2006

Yazı: EBRU TUTU Foto: EMRAH DALKAYA

Sahnede Bir Ömür

Haldun Dormen

Sayısız oyun yöneten, sayısız oyunda rol alan, pek çok oyun yazan Haldun Dormen, Türk tiyatrosuna en çok emeği geçen isimlerden biri...

Haldun DormenHaldun DormenHaldun Dormen

Haldun DormenHaldun DormenHaldun Dormen

Haldun DormenHaldun DormenHaldun Dormen

Haldun DormenHaldun DormenHaldun Dormen

Haldun DormenHaldun DormenHaldun Dormen
Haldun Dormen
 
1928 Mersin doğumlu Haldun Dormen, Amerika’da Yale Üniversitesi’nin Drama Bölümü’nden master derecesi ile mezun oldu. 1955’te Türkiye’ye dönerek Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne’de ‘Cinayet Var’ adlı oyunla Türk seyircisi ile buluştu. Cep Tiyatrosu çalışmalarından sonra, Dormen Tiyatrosu’nu kurdu. 1961’de Türkiye’de sahnelenen, Batılı anlamda ilk müzikal olarak da bilinen Sokak Kızı İrma’yı sahneledi. Bugüne kadar 160 oyun sahneye koyan, 110 oyunda rol alan, çektiği iki filmle de Altın Portakal alan Haldun Dormen ilk günkü enerjisi ile Dormen’in Cebi’ni kurma hazırlığında.

Babanız Sait Ömer Bey’in “Olacaksan en iyisini ol” tavsiyesini alıp tiyatro eğitimi için Amerika’ya gittiniz ve tiyatro ile uğraşınız da böylece başlamış oldu. Neden tiyatro?
Tiyatro ile uğraşma kararım Amerika’ya gidişimden öncedir. Babamın tavsiyesi ile kararım perçinlenmiş oldu. Neden tiyatro sorusuna gelirsek; bunu hep soruyorlar, ama cevabı ben de bilmiyorum. Kendimi bildim bileli hep sanatçı olmak istiyordum. Neden? Niçin? Bilmiyorum. Ama Alman dadım ile küçük yaşta gittiğim Alman filmlerinden etkilenmiş olabilirim diye düşünüyorum. Tiyatro ile uğraşmaya 13-14 yaşında karar vermedim, ben o kararla doğdum gibi geliyor bana.

Bugüne kadar sahnelediğiniz oyunlar arasında sizi en fazla etkileyen hangisi oldu?
Benim için çok çarpıcı olan, herkesin de çok sevdiği bir oyun. O oyunu 30 yıl arayla iki kere oynadım: Şahane Züğürtler (Tovarich). İlk Aysel Seray ve Nisa Serezli ile oynadım. Çok büyük fiyasko olacağı beklentisi vardı. Betül (Mardin) ile evliydim o zaman. Betül’e telefon etmiş insanlar; “kocana söyle kaldırsın bu oyunu, akşam rezil olacak” diye. 29 Ekim gecesiydi; 1963 ya da 64 yılıydı. Beklenenin aksine Şahane Züğürtler, Dormen Tiyatrosu’nun en çok sevilen oyunlarından biri oldu.
30 sene sonra Nevra Serezli ve Sevil Üstekin ile oynadık yine. O zaman yaşım daha uygundu Prens Mikail rolüne. Oyun bittiği zaman sanki çok sevdiğim bir insandan, bir akrabamdan ayrılıyormuş gibi oldum. Çünkü adam hem bir asil, hem de ideali uğruna uşaklık yapabilecek kadar mütevazı.

Türkiye’de tiyatronun dünü ile bugününü karşılaştırdığınızda neler değişti ya da aynı kaldı?
Her şey değişiyor, değişmeyen bir şey yok. İster istemez hayatımız da değişiyor, standartlarımız da. Gençlere çok şey öğretiyorum, ama ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Onları takip etmesem geride kalıyorum. Tiyatro da değişti. Yalnız Türkiye’de değil, tüm dünyada... Şimdi diyorlar ki; Türkiye’de tiyatro çok kötü durumda. Ben aynı fikirde değilim. Tiyatro dünyanın her yerinde bir krizden geçiyor. Bizde de diğer ülkelerde olduğu gibi çok az yeni yazar var. 60’lı yıllarda durum daha parlaktı. Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de, Türkiye’de birçok yeni, parlak yazarlar vardı. Refik Erduran, Güngör Dilmen, Turgut Özakman gibi saymakla bitmeyecek kadar parlak genç yazar vardı. İngiltere’yi düşünüyorum, 60’lı yıllardaki müthiş yazarların şimdi onda biri bile yok. Tiyatro bu bakımdan değişti. Seyirci de değişti. Televizyonun, internetin çok etkisi oldu. İnsanlar tiyatroya gitmektense evde oturup internetle uğraşmayı ya da televizyon izlemeyi tercih ediyor. Ama tiyatro karşı karşıya bir iş, yani insanların doğrudan gözüne ve ruhuna hitap ediyor. Bunun için de bence tiyatroya hiçbir şey olmaz. Üç bin yıllık bir sanat. Bir kere çok önemli başka bir olay başladı. Küçük tiyatrolar. Benim Off Beyoğlu dediğim, Off Broadway gibi. Üç dört yetenekli genç bir araya geliyor ve bir tiyatro kuruyor. Çoğunlukla Beyoğlu’nun arka sokaklarında bu tiyatrolar. Dünyanın her tarafında oynanabilecek kadar kaliteli oyunlar sahneye koyuyorlar. Bence Türk Tiyatrosu’nun umudu onlar.

15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali ve 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları’nda Peter Brook ve Münir Özkul ile birlikte Onur Ödülü’ne layık görüldünüz. Tiyatro ile geçen yarım asrı aşan bir süreden sonra bu ödülü almak neler hissettirdi?
Çok mutlu oldum. Peter Brook gibi dünya tiyatrosu duayenlerinden biri, Münir Özkul gibi çok kıymetli bir sanatçı ile beraber ödül almak beni çok mutlu etti. Ayrıca bu kadar ciddi bir kuruluşun beni kabul edip, ödül vermesi de ayrı bir mutluluktu benim için. Bir sanatçı için bundan daha iyi ne olabilir ki.

50. sanat yılını Mart’ta kutlayan Dormen Tiyatrosu, 500’ü aşkın sanatçı yetiştirdikten sonra kapandı. Bu ekol şekil değiştirerek yeni bir projeye ilham verecek mi? Sinema ve televizyon için de yeni projeleriniz var mı?
Ben genç bir adam değilim. Öte yandan sürekli proje üreten bir insanım. Bu beni yaşatıyor ve yaşlandırmıyor. Bir de etrafımda o kadar çok genç öğrenci var ki, onlara yol göstermek zorunda hissediyorum kendimi. Dormen’in Cebi, tiyatro için yeni projem. Gençlere fırsat verecek, belki gençlerle eski oyuncuları birleştirecek bir tiyatro denemesine girmek istiyorum.
Bir de İbrahim Tatlıses ile bir televizyon dizisine başlıyorum. O da benim hayatıma yön verebilecek bir çalışma olacak. Fatih Aksoy ile Levent’te, MED Akademi adında bir okul açıyorum. Eskişehir var, orayı bırakamıyorum. Eskişehir’e çok inanıyorum. Beni istedikleri sürece orada sahneye oyun koymayı sürdüreceğim.

Okuyucularımız ile paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Tiyatro öldü diye insanların içini karartanlara kızıyorum. Tiyatro ölmez, sanat ölmez. Niye ölsün? Yani mesela son zamanlarda birkaç tane iyi roman çıkmasa romancılık öldü mü, kitap okunmayacak mı diyeceğiz. Bence tiyatro ölmez, ölmeyecek de. Bir de benim çok hoşuma giden başka bir şey var. Ben 50’li yıllarda oyuncu olmaya karar verdiğim zaman babama durumu nasıl açacağımı bilemedim. Amerika’ya gitmişti, yüzüne karşı söyleyemedim, mektup yazdım. O mektubun cevabını heyecan ile bekledim. Sizin de söyleşinin başında belirttiğiniz o güzel cevap geldi. Bugün okula gittiğimde sınıfa, turneye çıktığımızda kulise gelip kızlarının oyuncu olmasını istediğini söyleyen hanımlar var. Bu değişiklik beni çok mutlu ediyor.

Kaynak: http://www.thy.com/tr-TR/corporate/skylife/index.aspx

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Röportajlar

En Çok Okunan Haberler

ANKET

Oyun Afişlerinde Oyuncuların Resimleri...







Tüm Anketler

Bu hizmet HOSTsa Internet tarafından sunulmaktadır. Haberlerinizi tiyatrodan@gmail.com adresine gönderebilirsiniz
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi